ben'ce

okuyun beni.

Her şeyi burdan bas bas bağırmaya o kadar alıştık ki, içimin her türlü buhranını hiç çekinmeden yeni bir not yaz butonuna tıklayarak anlatabilme hakkımı sonuna kadar kullanmak istiyorum.
Dışada buz gibi bir kış gecesi var. Bize öğretilen eğrilerin güzel masalları, her ne kadar pencere kenarında oturup sıcak çikolata içmemizi gerektiriyorsa da; ben pazartesi sendromunu tamamen görmezden gelerek son derece yalnız bir pazar gecesi yaşıyorum. Üstelik ne sıcak çikolatam var beni ısıtıacak, ne içimin turuncusu turuncu hala. Elektrikli sobamın yarattığı baş ağrısı da cabası...

İçimin rengi kahverengi. Sıcak çikolata tamamen huzura ait bir içicek, benim içimse "kahve" rengi.
Hiç de iyi değilim öyle göründüğüm gibi.
Gülümserken dudaklarımın kenarları titriyomuş, bir arkadaşım söyledi.
Önümdeki suyu bulanmış gölde yansımamı görüyorum, hiç memnun bakmıyorum çok sevdiğim kendime.
Buz gibi bir aralık gecesi...

Kendi gerçeklerimizi hayata mal edip, etkili olsun diye tek cümlelik benzetmeler yapmak değil derdim aslında. Kafiye kaygım, dilime aşkımdan sadece....
Benim derdim iki yüzü aşkın çoğu da gereksiz feysbuk arkadaşlıklarıma bas bas bağırmak teknoloji olanaklarımla.
İki yüzü aşkın, her biri iki "yüz"den hesaplanınca; dağlar kadar dert; bir yığın yalanla baktığım arkadaşlarım;
Canım çok acıyor;
Ben hiç iyi değilim...
Hiç değilim.....

Eskişehir, 29.12.2008


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır