ben'ce

okuyun beni.

Uzun zaman oldu bir başka memleketin turisti olmayalı. Üzerine ne giydiğine hiiiiç mi hiç aldırmadıkları bir ecnebiyette, boynunda fotoğraf makinan ve parmak arası terliklerinle etrafa salak salak bakınarak bir şehrin tadını çıkarmayalı çok oldu. Bu durum beni yaşadığımız şehirlerle kurduğumuz iletişim ve sahiplenme duygusuna götürüyor fazlasıyla.
Kendi yaşadığın yeri evinin salonundan farksız görmek gibi bir tavrımız yok değil aslında. Alışmak, bir aşkın finiş çizgisi gibi gelir mesela bana. Bir şehre alışmak da böyle birşey işte. Boğaz köprüsünden geçerken sadece saate bakıp, her iki taraftaki muazzamlığa sebze pazarı muamelesi yapılması beni içlerinde en çok çıldırtan durum. Alışmak, kaybetmenin yarısı çünkü.
Burası minicik bi şehircik. Benim ulaşabildiğim kadar en uzak mesafesi. Bir bisikletim vardı, mor; sepet de taktırdım geçen sene. 5 kiloya kadar yükümü taşıyordu, çok iyi anlaşıyorduk. Di'li geçmiş zamandayım; çünkü nazik popoma göre bi sürü para verip aldığım ortopedik selemi çalan bir takım terbiyesiz ahlaksız insanlar yüzünden ayakta binilesi bir hurda yığını şu an evimin alt katında. Üzerinde 6 aylık toz ve gözden çıkarılmışlığın o fena ağırlığı var. Tabii tedavi edilmemesinin bir başka sebebi de, anahtarını kaybetmiş olmam....
Neden uzun uzun bisikletimi anlattım ben? Çünkü yukarda bahsettiğim bu iki durumu birleştirince ortaya kesinlikle şu çıkıyor.
Mor bisikletim ve onun 5 kiloya kadar yükümü taşıyan, içinde bir termos yeşil çay bulunan sepetiyle, Boğaz Köprüsünden geçmek istiyorum çünkü. Boğazın o koyu mavi soğuğu bana çarptıkça, durup soluklanmak; kenara çekip yeşil çayımı içmek istiyorum yasemin aromalı. Bir yerden bir yere gitmenin telaşesini, arabaların bagajlarına kitleyip, anahtarı deniz yüzeyinden yüksekliği 64 metra olan o güzel yapıdan aşağı atmak istiyorum.
Ama malesef biliyorum ki; ben uzun bir vade boyunca sadece sarı dolmuşların canavar şöforlerinin insiyatifinde, bir camekan arkadasından mavideki yansımamı seyredebilicem sadece.
Ne acıdır ki bisikletimi de bu minik şirin şehirden giderken elli milyona satıp, üzerime bir kazak alıcam.
.... Ve ilk fırsatta, yeşil bir ecnebi medeniyetine giden ilk uçakta pencere kenarı bir koltuk.

Boynumda fotoğraf makinası, ayağımda şıp şıp terliklerim.
...

Eskişehir, 23.12.2008


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır