ben'ce

okuyun beni.

Son zamanlarda dinlediğim bütün anlamlı hayat hikayelerinde aynı cümle geçiyor: "... tabii o zamanlar cep telefonu falan, nerdeeee... 3 dedin mi buluşulurdu yeni karamürselin önünde!..."
Bunu 1900'lü yılların henüz cep telefonuyla tanışılmamış olan kısmına yetişebilmiş herkes söyler lafın arasında. Sonra konu genellikle babalarımızın zamanında yaşanan güzel aşk ve arkadaşlık hikayeleriyle devam eder. "Yaaa ağğbii yaaa, o zamanlarda yaşamak varmış!" der iç geçirerek biri. Diğer yandan masada oturan Simgenaz ile Batuhancan kendilerine muazzam uzaklıkta olan bu hikayeleri dinlemektedirler. Bu iki karakter ise, doğumlarının hemen ardından msn iletisine "nur topu gibi bi çocuğum oldu" yazan annelerin çocukları olup, dünyanın henüz bu denli manyetik olmamış halini yakalayamamış 1995 sonrası doğan insan kişileridirler. Simgenaz, kızların ergenliğe nasıl adım attığını annesinin bir odada onu kenara çekip anlatmasıyla öğrenememiş, 13 yaşında bir genç kız adayıdır. Aslında aday demek de doğru olmaz, çünkü o, adet görmeye zaten 9 yaşında başlamış bir bireydir. 10 sene öncesinin çocuklarının ped kullanmayı öğrendiği dönemde, hemen hemen bütün korunma yöntemlerini biliyodur Simgenaz. En az 2 tane cinsel birleşime yakın deneyim yaşamış kendi yaşında kız arkadaşı vardır. Ailesinin; onu yaşına uygun olmayan bütün eylemlerden bilinçli bir şekilde uzak tutma çabası ise, msn den insan engellemeye benzememektedir malesef.

Batuhancan'ın durumu ise Simgenaz'a kıyasla daha az vahim değildir tabii ki. 13 yaşında bir erkek çocuğu olarak ağzından salyalar akarak saklambaç oynamaz kendisi. Yeni çıkan bilgisayar oyunları dahil, yaşından çok oyun bitirmiştir kendisi. Şiddeti, ilkokulda cetvelle öğretmenden dayak yiyerek değil, bilgisayar monitörlerinden öğrenmiştir. (Hangisinin vehameti daha baskındır, o bir tartışma konusu elbet.) Tabii ki her iki karakterimizin de kilo problemi vardır... Ve her soruya bir yanıtı...

Geçenlerde 45 yaşında 2 çocuk babası bir adamcağıızın "şimdiki dünya" hakkındaki yorumlarına maruz kaldım. Evet maruz kaldım, çünkü bu iki çocuk babası saçları kırlaşmış, güzel İstanbul Türkçeli beyefendi; 22 yaşında bir üniversite öğrencisiyle konuşurken, kimyasal uyuşturucu kullanmanın alkol almaktan çok daha mantıklı olduğunu söylemekten çekinmeyecek kadar aciz bir yaklaşımla ateşli bir şekilde bunun doğruluğunu anlatmaya koyuldu bana. Savunmakla kalmayıp sohbetin seyrini bir tavsiye mahiyetine çevirdi. Kendisine bu illegal ve oldukça çarpık önerisiyle ilgili 22 yıllık hayatımın hitap birikimiyle nazikçe 15 dakikalık bir konuşma yaptım. Tabii konuşma oldukça klasik bir diologla son buldu.

Eda:

- Sizin çocuğunuz vardı, di mi?

Gece dışarı çıktığında iki tane atıp sabaha kadar enerji patlaması yaşadığını uluorta anlatabilen kır saçlı beyefendi:

- Evet, iki çocuğum var. Biri 5 diğeri 9 yaşında..

Eda:

- Allah bağışlasın. Onlar da ilerde gelip size kullandıkları kimyasal uyuşturucuları anlattıklarında aynı tepkiyi verir misiniz çok merak ettim de...

Hayatının formatını pek anlayamadığım ancak oldukça yüksek bir mevkiden emekli olmuş olan kır saçlı beyefendi:

- ...

Merakla devam ettirdiğim konuşmanın sonunda bu beyefendinin 5 yaşında deli gibi bilgisayar kullanabilen oğlu hakkındaki oldukça memnuniyet dolu yorumlarını da dinledim. İnternetin yalnızca ve yalnızca güzel yanlarından bahsetti durdu. Belli ki erken ergenlik, yozlaşmış ilişki, kolay erişilebilirlik, tembellik, hareketsizlik gibi konular hakkında hiç kafa yormamıştı. Haddimi aşmamaya gayret ederek, kendisini genç bir insanla konuşurken çok daha dikkatli yönlendirmeler yapmaya davet ederek, bu interaktif yumurcakların git gide küçük "kıyamet alametlerine" dönüşmelerinden söz ettim. Kırmızı boğazlı kazağının içinden kır saçlarıyla bana bakarak anlamış gibi yaptı; biraz utanmış, biraz mahçup bir ifadeyle... Belki o an bişey dürttü onu bilemem ama benim içim kıyıldı eve giderken.

Tabii yukarda bahsi geçen cep telefonu, bilgisayar, internet gibi iletişim araçlarının muhterem mucidlerine küfür etmek gibi agresif bir tavır değil benimki. Hayatlarımızı ele geçiren bu vörl vayd vepe de değil. Dijital bir sanallıkta babaların baba olmaktan, çocukların çocuk olmaktan çıktığı; geleneksel kelimesinin alaycı tebessümlere maruz kaldığı, paramızı hiç tereddütsüz harcadığımız o muhteşem ve aynı anda o kahrolasıca tasarım dünyasına yönelik bildiğim bütün küfürler.

.. Son olarak içimde kalmasın; burdan seslenmek isterim:

SEVGİLİ KIRMIZI KAZAKLI, KIR SAÇLI, İKİ ÇOCUK BABASI; MÜPTELA, MÜPTEZEL, MİKROSKOBİK YAŞAM FORMU BEYEFENDİ!

O çok sevdiğiniz minik mutluluk haplarınızı aldıktan sonra, yine o çok sevdiğiniz teknolojinin son harikası cep telefonunuzu dik duruma getirip üstüne oturmayı denemelisiniz. Kim bilir... Uyuşturucunun yararları mahiyetli teşvik edici konuşmadan sonra belki hetoroseksüel insanları homoseksüel olma konusunda ikna etmeye çalışırsınız...
Denemeye değer.

Esenlikler dilerim...


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

3 yorum yazılmıştır
  1. Yazan: | Tarih: 2009-03-18 02:27:59
    Konu: ----
    yeni yazıları merakla bekliyoruz...

    Bağlantı »

  2. Yazan: edaerdogmus | Tarih: 2009-03-10 04:21:29
    Konu: ynt
    Çok teşekkür ederim.. :)

    Bağlantı »

  3. Yazan: | Tarih: 2009-03-10 04:10:52
    Konu: ------
    birçok kişinin yasayıp geçtiği günlük enstantaneleri irdelemek,böylesine akıcı bir dille yazıya aktarmak,aktarırken de tüm insanlıga sosyal mesajlar verebilmek gerçekten takdiri hakediyor.Blog'unu severek takip ediyorum:)

    Bağlantı »